Don’t watch, only touch :)

Bu bloğu yazmadan önce düşündüm de, biz bu oynadığımız oyunların hiç birine bir ad vermedik şimdiye kadar. Ee doğal olarak blokta da yazarken biraz tarif etmek gerekiyor. Ama sonra oyunu biliyorum Alzheimer olmadım tepkisiyle karşılaşıyoruz. Bu oyunlara ders sonunda bir ad koysak blokta da şu oyunda şunları hissettim, şu oyun şöyle şöyle olsaydı keşke desek daha iyi olmaz mı?

Bu haftaki derste aynı temelli 2 oyun oynadık, önce öndekinin sırtına dokunduk, sonra resim çizmeye çalıştık. Hem dokunup hem hey demek belki iki duyuya birden hitap ediyordu o yüzden çok zorlanmadık, ama çizerken genel itibariyle habersiz çizdik, ne çizildiğini tam algılayamadık. Sonuç fiyasko oldu, gerçi alakasız sonuçlarla eğlenmiş olduk.

İlk sadece dokunduğumuz oyunda, oyuna başlamadan önce hocamız anlatırken oyunu nedendir bilmem bir an çok heyecanlandım. Sonradan bastırdım ve sıramın gelmesini bekledim. Ne zaman sıranın geleceğini beklemek, sonrasında ön sırayı takip emek ayrı bir zevkliydi.

Sırta resim çizdiğimiz oyunda ise önceden bir “bak çiziyorum” desek belki daha çok doğru çizim ortaya çıkardı, nasip.

Ama dersin neden, derse gelmek istemeyipte gelmek zorunda olanlara çözüm üretmekle geçtiğini anlayamadım. Bir baktım ki ders onlara çözümler, onlara yapılan haksızlıklar veya bonuslar üzerinde dönüyor. Açıkçası bu haftaki ders arada kaynadı gitti. Dersin sonunda ne yaptık ki bu hafta şimdi bloğa ne yazacağız diye düşünmedim değil hani. Ama yine bir şeyler yazdım işte. :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Etme

Hakkında Herşeyi Duymak İstiyorum